2025, Türkiye lojistik sektörü için kolay bir yıl olmadı. Küresel ticaretteki dalgalanmalar, bölgesel gerilimler, jeopolitik riskler ve Avrupa pazarında süregelen belirsizlikler; lojistiği sadece yük taşıyan bir alan olmaktan çıkarıp adeta sürekli tetikte olunan bir kriz yönetimi pratiğine dönüştürdü. Buna rağmen sektör ayakta kaldı. Hatta bazı alanlarda daha dayanıklı, daha temkinli ve daha gerçekçi bir yapıya evrildi.
Yıl boyunca kara yolu taşımacılığı, özellikle ağır ticari araç cephesinde ciddi bir dönüşüm ihtiyacını daha net hissettirdi. Çekici, kamyon ve treyler parklarının yaşlandığı, verimlilikten uzaklaştığı ve işletme maliyetlerini yukarı çektiği artık inkâr edilemez bir gerçek. Filo yenileme ihtiyacı herkesin gündeminde; ancak karar aşamasına gelindiğinde tablo değişiyor.
Ah şu finansman sorunu…
Türkiye’de finansman maliyetlerinin yüksek seyretmesi, 2025 boyunca filo yenilemenin önündeki en büyük engellerden biri oldu. Yüksek faiz ortamı, krediye erişimdeki sıkılaşma ve belirsiz ekonomik görünüm; birçok lojistik firmasını “bekle-gör” pozisyonuna itti. Oysa bu bekleyişin de bir bedeli var. Yaşlanan araç parkı, artan bakım giderleri, yakıt tüketimi ve operasyonel aksaklıklar; kısa vadede finansmandan kaçınmayı mantıklı gösterse de orta vadede şirket bilançolarını daha fazla zorlayabiliyor.
Bu noktada sektörün yaşadığı temel çelişki net: Daha verimli, daha çevreci ve daha teknolojik araçlara ihtiyaç var; fakat bu dönüşümü finanse edecek koşullar yok. 2025’te filo yöneticilerinin dilindeki kavramlar artık motor gücü ya da taşıma kapasitesinden ibaret değildi. Toplam sahip olma maliyeti, bakım aralıkları, sürücü konforu, araçtan veri okuma ve operasyonel şeffaflık konuşuldu. İstek vardı, farkındalık vardı; ama çoğu zaman hesap makinesi masadan ağır kalktı.
Treyler tarafında ise kapasite kadar esneklik öne çıktı. Intermodal taşımacılığa uyumlu, daha hafif ama daha dayanıklı çözümler; ihracatçılar ve taşıyıcılar için önemli bir rekabet unsuru haline geldi. Kamyon tarafında şehir içi dağıtım, e-ticaretin etkisiyle bambaşka bir kimlik kazandı. Daha kısa menzilli, daha çevik ve daha çevreci araçlar; lojistiğin “son kilometre” kavramını yeniden tanımladı.
2025’in belki de en kritik başlığı ise insan faktörüydü. Sürücü bulma sorunu derinleşti, mesleğin cazibesi azaldı, Avrupa hattında çalışanlar için vize problemi kronik bir engel olmaya devam etti. Araç var, yük var, müşteri var; ama direksiyon başına geçecek, sınırı geçebilecek insan bulmak her geçen gün daha da zorlaştı. Bu durum, lojistiğin sadece araç ve altyapıdan ibaret olmadığını bir kez daha hatırlattı.
Yeni yıl, yeni umutlar…
Tüm bu tabloya rağmen sektör pes etmedi. 2026’ya girerken hava, geçmiş yıllardaki gibi iyimser değil belki; ama çok daha bilinçli. Artık hızlı büyüme masalları anlatılmıyor. Sürdürülebilirlik, ölçeklenebilirlik ve dayanıklılık konuşuluyor. Dijitalleşme, filo yönetimi, bakım planlaması ve alternatif finansman modelleri; birer “gelecek yatırımı” olmaktan çıkıp bugünün zorunlu araçları haline geliyor.
2026 mucizeler vaat etmiyor. Ancak doğru kararların, sahaya uygun çözümlerin ve gerçekçi beklentilerin karşılık bulabileceği bir yıl olma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin lojistik gücü hâlâ yerinde duruyor: coğrafya değişmedi, üretim refleksi kaybolmadı, taşıma kültürü zayıflamadı. Asıl mesele, bu potansiyeli doğru finansman koşulları, nitelikli insan kaynağı ve uzun vadeli bir bakış açısıyla bir araya getirebilmek.
Yeni yıl, yeni umutlar demek; sorunları yok saymak değil, onları daha açık konuşabilmek demek. Lojistik ve bağlantılı sektörlerde emeği olan herkes için 2026’nın; aklın öne geçtiği, emeğin karşılık bulduğu ve direksiyonun biraz daha güvenli bir yöne çevrildiği bir yıl olması dileğiyle.